İngilizce Dersleri – Sonuç Bildiren Cümleler 2 Hakkında Ayrıntı

İngilizce Dersleri – SONUÇ İFADE ETME

1 –  İngilizce Dersleri ( Bireysel – Özel  İngilizce Dersleri  )
2 –  İngilizce Dersleri ( 4 kişi ile yapılan grup İngilizce Dersleri  )

 

ADVERBIAL CLAUSE OF RESULT

SO .. (adjective + noun) .. THAT..

* Nermin had so much money that she didn’t know what to do.

Nermin’in o kadar çok parası vardı ki ne yapacağını bilmiyordu.

* There was so much whisky in the house that we decided to give a party.

Evde o kadar viski vardı ki parti vermeye karar verdik.

* There were so many people in the room that I couldn’t see anything.

Odada o kadar çok insan vardı ki hiçbir şey göremedim.

* My father has bought so manny apples that we well be eating them for weeks.

Babam o kadar çok elma satın almış ki onları haftalarca yiyeceğiz.

* There was so much noise that I couldn’t hear the screams of the woman.

O kadar çok gürültü vardı ki kadının çığlıklarını duyamadım.

* He lost so much time that I gave him the sack.

O kadar çok zaman kaybetti ki onun işine son verdim.

Sonuç Bildiren Cümleler 2

SO .. (adjective + a / an + noun) .. THAT..

Bu tür cümle kuruluşunda ana cümleciğin (main clause) öznesi (subject) daima tekildir.

* It was so lovely a day that we all went swimming.

Öyle güzel bir gündü ki hepimiz yüzmeye gittik.

* Tom had so obstinate a character that no one liked him.

Tom’un o kadar inatçı karakteri vardı ki hiçkimse onu sevmiyordu.

* Sally made so remarkable a speech that she was elected woman of the year.

Sally öyşe şahane bir konuşma yaptı ki yılın kadını seçildi.

Sonuç Bildiren Cümleler 2

SUCH .. (a / an + adjective + noun ) .. that..

* Robert was such a strong sailor that everbody was frightened of him.

Robert öylesine kuvvetli bir gemici idi ki herkes ondn korkuyordu.

* Erdal İnönü was such an important man that he was elected leader of the opposition party.

Erdal İnönü öyle önemli bir kimse idi ki  muhalefet partisinin lideri seçildi.

* It was such a hot day that we decided to go swimming.

Öyle sıcak bir gün idi ki yüzmeye gitmeye karar verdik.

* Mıchael Jackson is such an excellent singer that the audience applauds for hours.

Michael Jackson öylesine mükemmel bir şarkıcıdır ki seyirciler saatlerce alkışlar.

* My friend has such a fertile imagination that he can create all kinds of characters.

Arkadaşımın o kadar verimli bir hayal gücü vardır ki her türlü karakteri yaratabilir.

* Neco had such a had headache that he had to go home.

Neco’nun başı öylesine ağrıyordu ki eve gitmek zorunda kaldı.

* They are such intelligent students that they never take private lessons.

Öylesine zeki öğrencidirler ki hiçbir zaman özel ders almazlar.

* İdil Biret played the piano with such skill that everbody admired her.

İdil Biret piyanoyu öylesine hünerle çaldı ki herkes ona hayran oldu.

* My friend has such strength that he can bend an iron bar.

Arkadaşımın öyle kuvveti vardır ki demir bir çubuğu bükebilir.

* The new teacher had such a strange accent that I could hardly understand him.

Yeni öğretmenin öylesine tuhaf bir aksanı vardı ki onu anlayamadım.

* Tom talks such nonesense that no one listens to him any more.

Tom öyle saçma konuşuyor ki artık onu kimse dinlemiyor. 

* My friend lost such a lot of money in gambling that he went bankrupt.

Arkadaşım kumarda öyle çok para kaybetti ki iflas etti.

* I made such silly mistakes that the teacher tore up the whole paper.

Öyle aptalca yanlışlar yaptım ki öğretmen tüm kağıdı yırttı.

a. Bazen bu tür cümlelerden ‘that’ sözcüğü atılabilir. Bu durumda ‘that’ yerine ‘virgül’ konur.

* Mary was such a beautiful girl, everbody looked at her in admiration.

Mary öylesine güzel bir kızdı ki herkes ona hayran hayran bakıyordu.

* It was such a hot weather, I lay on the beach all day.

Öyle sıcak bir hava idi ki bütün gün kumsalda (plajda) uzanıp yattım. 

* Helen was so beautiful, everybody fell in love with her.

Helen öyle güzeldi ki herkes ona aşık olurdu.

b. Avam İngilizcesinde (colloquial English) bazen ‘so’ yerine ‘that’ kullanılabilir.

* It was that cold, (that) I could hardly get to sleep. It was so could that I could hardly get to sleep. Hava o kadar soğuktu ki uyuyamadım. 

Sonuç Bildiren Cümleler 2